|
Çocuklara masal anlatan bir seyyahın (Çetin Tekindor) sesiyle açılır "Ulak"ın ilk sahnesi. Daha ilk sahneden, müzikleriyle, seyyah Zekeriya'nın anlattığı masaldaki "ulak" tiplemesiyle sizi değişik diyarlara çekebileceğine inanabilirsiniz filmin. Bir diyardan bir diyara haber taşıyan; kimi zaman sevinçlere, kimi zaman kederlere vesile olan bir kahramandır ulak. Seyyah da bunu anlatır çocuklara, yani ulağın geçtiği yollarda bıraktığı izleri, çantasında taşıdığı haberleri, bu haberleri ulaştırdığı diyarları. Anlattıktan sonra da gitmeye mecburdur seyyah, çünkü filmin devamında anlaşılacağı üzere onun gitmesi gereken başka diyarlar, masal anlatması gereken başka çocuklar vardır. Ömrünü diyar diyar gezerek çocuklara masal anlatmakla geçiren bir seyyahtır o. Bir nevi ulaktır da aynı zamanda; içindeki taşkın hisleri, bu hisleri buluşturduğu masalları taşır çocukların minik yüreklerine.
Yine bir baba oğul hikâyesi...
Aslında hikâyenin özüne bakıldığında, Çağan Irmak'ın "Babam ve Oğlum" filmini hatırlatan iki kişi öyküsü bu. Tabii "Babam ve Oğlum"un yürüdüğü çizgiden bir başka çizgiye kayan bir hikâye söz konusu "Ulak"ta. Çünkü burada oğlunu kaybeden bir babanın sonraki yaşamı anlatılıyor. Kaybettiği oğlunun ardından kendini adadığı başka bir yaşamın kapılarını açıyor bize. "Babam ve Oğlum"daki kaybediş hikâyesinin devamında, kendine yadigâr kalan torunla ilgilenmeye başlayan baba-dede figürü, bu filmde beraberinde taşıdığı hatıraları masal motifleriyle süsleyip tüm çocuklarla paylaşan bir baba figürüne dönüşüyor. Buraya kadar her şey klasik bir hikâyeyi anımsatıyor izleyene. Belki filme eklenmeye çalışılan samimi hava da buradan besleniyor. Hatta daha da ayrıntı vermek gerekirse, filmin esas samimiyeti çocuk oyuncuların düşsel dünyalarında yakalanıyor. Ancak bu, filmi kurtarmaya yeter mi? Filmin izleyen açısından doruğa çıktığı, hani masallarda/hikâyelerde "ne olacak şimdi?" diye sordurtan, merak unsurunu iyice su yüzüne çıkarıp izleyeni/dinleyeni diken üstünde tutan bölümlemeler olur ya, işte "Ulak" bu tür anlardan yoksun bir film. Filmin ayrıldığı dört epizod içinde en dikkat çekeni, küçük Ferhat'ın babasıyla (Yetkin Dikinciler) ilgili düşüncelerini, anlatılan masalda canlandırdığı bölüm. Masalın kötü kahramanını babasının suretinde düşünmeye başlayan Ferhat, bu yolla babasını cezalandırıyor.
Filmin gerçekle hayali karıştıran ve bir noktadan sonra iyice içinden çıkılmaz hale getiren çift katmanlı yapısı, anlatılan masalın gerçeğe dönmesiyle düz bir çizgiye dönüşüyor. Bu da hikâyeye yabancılaşmanıza sebep oluyor. Masal olarak kalsa onu öyle kabul edip seveceksiniz belki ancak gerçekleşmeye başlayınca iyiden iyiye bir yabancılaşma hissi sarıyor sizi.
|